Trump, İran ile Müzakere Sürecini Resmen Başlattı
ABD ve İran arasındaki ateşkes ve müzakereler, Orta Doğu’daki gerginliklerin seyrini önemli ölçüde etkiliyor. Hakan Kaplan 9 Nisan 2026
Donald Trump, bir gün içerisinde İran’ın medeniyetinin “bu gece sona ereceği” açıklamasından, Pakistan’da İran’ın on maddelik planının müzakereler için “uygulanabilir” bir temel olduğunu duyurmasına kadar büyük bir dönüşüm yaşadı. Bu ateşkes, 28 Şubat’ta Amerika Birleşik Devletleri ile İsrail’in İran’a karşı savaş açmasından bu yana Orta Doğu’da zor günler geçiren siviller için bir nefes alma fırsatı sunuyor. Ancak bu durum, Lübnan halkı için geçerli değil. İsrail, ateşkesin Lübnan’a uygulanmayacağı yönündeki ısrarı sonrası, büyük ve ölümcül bir hava saldırısı dalgası başlattı.
Bu rahatlama süreci, hem İran hem de ABD için savaşı sona erdirme yönünde güçlü gerekçeler sunuyor. Ancak her iki tarafın kamuya açık beyanları, birbirlerinden oldukça uzak görünüyor. Güven eksikliği içerisinde olan bu iki taraf için bir anlaşmaya varma süresi sadece iki hafta. ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance, bu ateşkesi “kırılgan bir ateşkes” olarak nitelendirerek durumu objektif bir biçimde değerlendirdi. Her iki tarafın aynı anda zafer ilan etme çabası ise daha az gerçekçi bir yaklaşım sergiliyor.
ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth, Pentagon’da yaptığı açıklamada bu durumu ABD için “büyük V harfiyle askeri bir zafer” olarak tanımladı ve bunun “tarihi ve ezici” bir başarı olduğunu ifade etti. Hegseth, “Dünyanın önde gelen terör destekçisi devletinin, kendisini ve topraklarını savunmakta tamamen yetersiz kaldığı ortaya çıktı” dedi.
Bu abartılı iddialara benzer şekilde, İran’dan da rejimin büyük bir zafer elde ettiğine dair açıklamalar geliyor. İran Cumhurbaşkanı Yardımcısı Muhammed Rıza Aref, sosyal medya üzerinden “Dünya yeni bir güç merkezini kabul etti ve İran çağı başladı” paylaşımında bulundu. Trump’ın destekçileri, ABD ve İsrail’in İran’a verdiği ağır hasarın müzakereleri zorunlu kıldığını savunuyor. Destekçiler, Trump’ın açıklamalarının önemli müzakere stratejileri olduğunu ve tehditlerinin savaş suçları ve insanlığa karşı suçlar niteliğinde olduğunu belirtmektedir.
Öte yandan, İranlılar, rejimlerinin ABD ve İsrail güçlerine karşı koyabilmesinin ve Hürmüz Boğazı’nı kontrol edebilmesinin, Amerika’nın müzakereleri kendi on maddelik planları çerçevesinde kabul etmesine yol açtığını düşünüyor. Bu plan, ABD’nin onay vermesinin İran’ın kendi pozisyonlarını kabul etmesi kadar zor olacağı maddeleri içeriyor. Bunlar arasında Hürmüz Boğazı üzerindeki askeri kontrolün tanınması, tazminat talepleri, yaptırımların kaldırılması ve dondurulmuş varlıkların serbest bırakılması yer alıyor.
Taraflar İslamabad’a gittiğinde, Pakistanlıların kalıcı bir anlaşmanın sağlanmasına yardımcı olup olamayacağı belirsizliğini koruyor. Ancak savaşın ve sonuçlarının Orta Doğu’yu yeniden şekillendirmeye devam ettiği kesin. Hem Başkan Trump hem de Başbakan Netanyahu, İran’a saldırı emrini verdiğinde rejim değişikliğinin kapıda olduğu belirtilmişti. Ancak, Trump’ın üst düzey İranlı liderleri hedef almasını yeni bir rejimin başlangıcı olarak lanse etme girişimi sonuç vermedi.
İran içindeki muhalifler, rejimin çökmesini bekleyenler, savaşın nasıl sona ereceği konusunda kendilerini güvende hissetmemekte. ABD ve İsrail’in düşeceğini öngördüğü bir rejim, artık müzakerelerde eşit bir ortak haline gelmiş durumda. İran, müzakerelerde konumunu güçlendirmeyi hedefliyor. Sadece birkaç hafta önce Trump, rejimin koşulsuz teslimiyetini talep ediyordu.
İslamabad’daki görüşmelerin, ABD ve İsrail’in İran’a karşı savaşını yenilediğinde ilerleme kaydediyor gibi görünen Cenevre görüşmelerinden nasıl farklı olacağı ise merak konusu.